Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

   

  ATATÜRK VE DIŞ TÜRKLER

**Bu gün Sovyetler  Birliği dostumuzdur,müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat  yarın ne olacak bu günden kimse kestiremez. Tıpkı Osmanlı gibi, Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ufalanabilir. Bu gün elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir,inancı bir,özü bir kardeşlerimiz  vardır Onlara sahip çıkmaya hazırlanmak lazımdır.

Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür, inanç bir köprüdür, tarih bir köprüdür...köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz. Onların(Dış Türklerin) bize yaklaşmalarını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekir.**                 M.KEMAL ATATÜRK

  II.ABDULHAMİD  HAN 

Bir çok müze ve kütüphane kurduran, bunların örnek şekilde kataloglarınıyaptıran II.Abdulhamid Han  devrinde Darulaceze, Hamidiye su tesisleri,yüzlerce sanayi,ziraat, ve ticaret odası, belediye teşkilatı,telgraf hatları,posta-hane ,demiryolu,köprü,bir çok fabrika meydana gelmiştir.Yüzlerce talebe Fransave Almanya,Avrupa'ya  tahsile gönderilmiş,mesela Türk hekimliğinin seviyesi-Avrupa  seviyesine çıkarılmış,bir çok şehirde önce atlı sonra elektrikli tramvaylar yapıl-mıştır.1915'te Çanakkale Abdulhamid devri istihkamları sayesinde kendini savunabilmiştir.         Bütün İslam dünyasında prestiji de eşsizdi. Fakat değeri ölümünden sonra anlaşıldıTürkiye tarihinin en samimi ve en büyük cenaze merasimlerinden biri Ona yapılmıştı.Sapasağlam tuttuğu imparatorluğun dağıldığı çatırdadığı,ucuzluk cenneti halinde idareettiği devletin  bir kıtlık ve açlık ülkesi haline düştüğü günlerde halk millet,padişahın cenazesini  takdis etmiştir.                                                                                            (Abdülhamid  Ö:1918)                                           

GELENEKSELLİK VE MODERNLEŞME

18.ASIRDA MOTORLARIN, MAKİNALARIN İCADIYLA SANAYİ DEVRİMİ BAŞLADI.İMAL EDİLEN MALLAR TÜKETİCİNİN SAYISINI ARTIRDI.BÜYÜK SERMAYELER BÜYÜK İŞLERİ BAŞARIR ESASINCA BANKALAR KURULDU.MADDETEN GÜÇLENENLER KİLİSEYE KARŞI ÇIKTI.KAPİTALİZM GÜÇLENDİKÇE İŞÇİ SINIFI VARLIĞINI HİSSETTİRDİ.SONRA KOMÜNİZM ORTAYA ÇIKTI.KAPİTALİZM DE KOMINIZM DE METERYALİZMDEN DOĞDU.HER İKİSİNDE DE DİNE YER YOKTU......

Modernleşme, gerçekten, Geleneksel olan ne varsa, tümünün tasfiyesi midir? Bu, modernleşmeyi, geçen haftaki yazımda da belirttiğim gibi, bir nevi avangardizm olarak temellük etmek mânâsına gelmiyor mu?

Türk Modernleşmesi projesinin, geçmişe ait olan her şeyin herhangi iz bile bırakılmadan silinmesi üzerine inşa edilmiş olduğu besbellidir: Ne kadar inkardan gelinirse gelinsin. Modernleşme, geçmişle bir hesaplaşmayı değil, onu toptan reddetmeyi ve her zaman söylediğim gibi, kendisini geçmişin mefhum–u muhalifi (a contrario’su) olarak tanımlamayı amaçlar. Bunları, elbette, sadece Türk Modernleşmesi için söylüyor değilim. Teorik düzlemde yapılan eleştirilerinde, Modernleşmenin bu tasfiyeci, inkarcı, hatta saldırgan konumunun, ısrarla vurgulandığını biliyoruz.

Andrew Davison, bu bağlamda, içinde bulunduğumuz yıl İletişim Yayınları arasında çıkan ‘Türkiye’de Sekülarizm ve Modernlik’ adlı çalışmasında, Tilo Schabert’in ‘Modernity and History’ ve Jeffrey C.Isaac’ın ‘Why Postmodernism Still Matters?’ adlı teorik metinlerini örnek gösteriyor. Burada üzerinde durulması gereken, özellikle Tilo Schabert’in, Modernleşmenin bir tür ‘eski ne varsa kötüdür; yeni ne varsa iyidir!’ mantığıyla alımlandığı durumlara ilişkin olarak dile getirdiği eleştirilerdir: Benim bir tür ‘avangardizm’ dediğim de bu! Davison’un belirttiğine göre, Schabert, yukarda sözünü ettiğim ‘Modernity and History’ adlı eserinde, 18. Yüzyıl Fransız Aydınlanma düşüncesinin önde gelen felsefecilerinden Condorcet’nin ‘Sen, modern biri olarak geçmişteki her şeyden daha üstün olacaksın!’ buyruğunu naklettikten sonra şunları yazmıştır: (bu) ‘buyruk, bugün ile geçmiş arasındaki ‘bariyeri’ geçmenin yasaklanmasına neden oldu. Bu buyruk, modern öncesi düşünceye başvurmaya yönelik her türlü girişimi, a priori dışlıyordu. Eski zamanlarda hüküm sürdüğü iddia edilen ve artık aşılması gereken cehaletin bir daha yayılmasına hiçbir şekilde izin verilmemeliydi.’

Görülüyor ki: Eski’ye ait olan ne varsa tümünü, ‘cehalet’ kabul eden a priori bir kuşatma! Modernizm, bu a priori kuşatmanın iktidar olmasıdır. Davison, Modernizmin, ‘geleneksel olanın kamusal olarak her gündeme getirilişi ile’ ancak, bu anakronistik a priori’nin yaptığı bir müdahale’ olarak ilişki kurduğunu belirtiyor: Kısaca, geleneksel olan, kamusal alana her çıkışında Modernizm, ‘eski olan her şey kötüdür! diye müdahalede bulunur, demeye getiriyor Davison ve şöyle sürdürüyor sözlerini: ‘Schabert’e göre bu (müdahale), bünyesi itibariyle başarılı olamayacak bir deneydir. Daha yeni olanın her zaman daha iyi olduğu ve en yeni neyse en iyinin de o olduğu gibi temelsiz bir görüşe dayanır. Geçmişe ait her şey orada kalmalı ve yerini bugüne ait bir şeye bırakmalıdır ki, gelecekte onun yerini de başka bir şey alacaktır.’

Geçerken, ayraç içinde söyleyeyim: Modernizmin zihinsel olarak bu biçimde temellük edilişi (buna ben, ‘ideolojik avangardizm’ diyorum), Türkiye gibi ülkelerin niçin kolayca bir ‘Tüketim Toplumu’na dönüşebildiklerini de açıklayabilir. 1980’lerde bir çorap reklamı, Modernizmin ‘Tüketim Toplumu’na eklemlenişinin semptomu gibi durmaktadır: ‘Eskimiş çoraplarınızı, atın, atın!’ (Eski) Çoraplarla (Geleneksel) Kurumların aynı ideolojik düzlemde muamele gördüğü bir zihniyet.

Andrew Davison’un Jeffrey C. Isaac’dan, onun ‘Why Postmodernism Still Matters?’ adlı kitabından aktardıkları da, aslında Schabert’in dilegetirdiklerini destekler mahiyettedir. Davison, Schabert’in tezinin bir uzantısının da, Modernizmin geçmişi aşmak’la yetinmeyip ona saldırmak olduğuna dikkati çektikten sonra şunları yazıyor: ‘Jeffrey C.Isaac, 20. Yüzyılın barbarca tarihini Modernizmin amaçsızlığına kanıt göstererek, modernliğin, anlamlı gelenekleri, salt yanılsamalar ya da engeller, ilerleme sunağı önünden temizlenecek anakronizmalar sayarak ezip geçtiğini öne sürer.’ İşte Modernlik! Anlam taşıyan bütün gelenekleri, ‘İlerleme’nin yolundan temizlenmesi gereken ve çağa aykırı düşen ‘yanılsamalar’ ve ‘engeller’ (!) olarak görmek!!! Va hayfa! Söyler misiniz, lütfen, ‘Aydınlanma’, ‘Modernleşme’, ‘Batılılaşma’ bu mudur? Böyle mi olmalıdır?

HİLMİ YAVUZ